27 Temmuz 2012 Cuma

Neslihan Darnel ve Olimpiyatlar

Bugün Londra Olimpiyatları'nın açılış günü. Türkiye'nin bayrağını Neslihan Darnel taşıyacak. Çoktan hak ettiği bir onur bu. Neslihan benim gözümde Türkiye'nin takım sporlarında yetiştirdiği en başarılı sporcu. Kadın voleybolumuzun olimpiyatlara gitme hakkı elde etmek ile sonuçlanan yükselişinde en büyük paylardan biri de ona ait. Her zaman bir şekilde sayı bulmayı başarabilmesi onu özel kılan en önemli özelliği. Bütün büyük şampiyonalarda en skorer oyuncu listelerinin en tepesindeki oyunculardan oluyor. Hem ona, hem de her biri çok değerli sporcular olan kadın voleybol milli takımımıza olimpiyatlarda başarılar diliyorum.

8 Temmuz 2012 Pazar

Remember Tomorrow

Ne zaman Iron Maiden dinlemek istesem ilk aklıma gelen şarkılardan birisi Remember Tomorrow. Akıp giden muhteşem melodisi ve çok iyi bir Paul Di'Anno vokali de cabası. Erken dönem bir Iron Maiden mücevheri.


12 Eylül 2011 Pazartesi

The Mysterious Affair At Styles


İlk gençliğimde çok severek okuduğum Agatha Christie'nin kitaplarının orjinallerini okumaya karar verdim.
Okuma listesi olarak da yayınlanma tarihini göre Hercule Poirot'nun kahramanı olduğu kitapları seçtim. Dolayısı ile de Christie'nin 1920 yılında yayınlanan ilk kitabı The Mystrious Affair in Styles ile başladım. Bu kitap aynı zamanda Poirot ile arkadaşı Hastings'in beraber ilk maceralarını anlatır. İngiltere kırsalında Styles köşkünde geçen roman Christie'nin daha ilk romanından ortaya koyduğu özellikler ile ilginçtir. Hercule Poirot, Scherlock Holmes'den etkilenmeler taşısa da oldukça özgün ve polisiye edebiyatına yön verecek bir karakterdir. Christie'nin sonraki romanlarında da bolca kullanacağı leydiler, beyler, İngiltere taşra yaşamı özellikleri, zekice tasarlanmış cinayetler bu kitapla beraber ortaya çıkmaya başlamışlardır.

Kitap bence oldukça başarılı. Entrikasını çok iyi kurulmuş. Poirot'un çözüme ulaşırken izlediği zekice yol zamanı için hayranlık uyandırıcı şekilde tasarlanmış.


30 Ocak 2011 Pazar

Beşiktaş ve Schuster

Ben Beşiktaş'lıyım. Beşiktaş'lı olup bugünlerde takımımız hakkında yorum yapmadan durabilmek imkansız. Hem Schuster hem de biliçli olarak futbol izlemeye başladığım 1980'lerin ortalarından beri kurulmuş en heyecan verici Beşiktaş takımlarından biri hakkında bir şeyler karalayayım.

Herhalde hiçbir Beşiktaş teknik direktörü Schuster kadar taraftarı ikiye bölmemişti daha önce. Haksız da sayılmazlar,çok kafa karıştırıcı bir sezon geçiriyor Beşiktaş. Schuster'i olumlu-olumsuz listesi yaparak analiz edecek olursak;

Olumlu:
- Beşiktaş'ın uzun zamandır hiçbir Türk takımının yapmadığı kadar oyunu rakip yarı sahada oynamaya çalışması. Topun kaybedildiği yerde uygulanmaya çalışılan pres, defansın ileride basarak takımın boyunu kısaltması. Galatasaray'ın UEFA şampiyonluğunu kazanan takımından beri bu topraklarda uygulanmaya çalışılan en özgün sistem. Tabii takım henüz yolun çok başında.
- Quaresma'dan verim alma konusunda çok başarılı olması
- Basın karşısında sözünü esirgememesi
- Gençlere şans tanıması. Necip'in Cenk'in oynamaya başlamaları, İsmail'in son dönemde artan formu
- Avrupa'da oynanılan oyun ve tarihte ilk defa gruplardan çıkılması

Olumsuz:
- Oyuna müdahale konusunda son IBB maçı da gösterdi ki başarılı değil. A planı zora girdiğinde hızlı bir şekilde B planına geçebildiğimiz maç hatırlamıyorum bu sene. İlk golü yediğimiz maçlarda galibiyetimizin olmaması da bunun bir sonucu bence.
- Yaşlı oyunculardan kurulu bir takımız ve Schuster rotasyonu maalesef iyi yapamıyor. İlk yarıda Ernst'in, ikinci yarıda Guti'nin, Aurelio'nun üzerine çok fazla yük bindi. İlk geldiği dönemler bu rotasyon konusunda daha iyiydik. Umarım saçma sapan rotasyon eleştirileri Schuster'i kötü etkilememiştir.
- Guti ve Aurelio ile sadece 2 orta saha oynamak bu oyuncular diri iken ve önde basma ile güzel futbolun bir ön adımı. Yalnız bir problem var, bu adamlar 35 yaşında. Dolayısı ile rotasyon ile dinlendirme ve zaman zaman daha dirençli bir orta saha oynamak şart. Necip,Ernst,Fernandes ile hem dirençli orta saha işi, hem de ileride basarak oyunu rakip yarı sahada oynamak başarılabilir. Guti aklı ile diri olduğu zaman yapabildiklerinin sınırı olmayan bir adam.

Görüldüğü gibi kafa karıştırmaya oldukça müsait bir tablo. Takımın oyununu seyretmek çok büyük keyif, oyuncularında bu oyunu oynamaktan keyif aldıkları ortada. Ama bu durumun sürmesi için kazanmaya devam etmenin yollarını bulmak gerekli. Schuster'i ve Beşiktaş'ı izlemeye devam.

Novak Cokoviç - 2011 Avustralya Açık


2008 yılından beri yazmamışım bu bloga. Tekrar bir şeyler yazmaya niyetleniyordum bir süredir. Eski yazdıklarıma şöyle bir bakarken Novak Cokoviç'in 2008'de Avustralya'da ilk Grand Slam şampiyonluğunu kazanması üzerine yazdıklarımı okudum. Sırp tenisçi o tarihten sonraki ilk şampiyonluğunu 3 yıl sonra yine bir Avustralya Açık'ta kazanınca başlamak için aradığım konuyu buldum.
Cokoviç ilk şampiyonluğunu kazandığında 20 yaşında genç bir tenisçiydi. Bugün 23 yaşında. Semih Şentürk esprisi yaparsak hala genç diyebiliriz! 2008-2011 arasında hep belli bir seviyede tenis oynamasına (aradaki 11 grand slam da çeyrek final göremediği turnuva sayısı sadece 2) karşın Nadal-Federer seviyesine ulaşamamıştı. Ama bu turnuvada sadece 2 maçını seyredebilmeme rağmen eski seyrettiğim maçlarına göre çok iyiydi. Federer'in eski dominantlığından çok uzak olduğunu, Nadal'ın ise çok sık sakatlandığını göz önüne alırsak Cokoviç için gelecek daha da parlak olabilir.

11 Haziran 2008 Çarşamba

EURO 2008 - İlk Maçlar Sonunda

Gruplarda ilk maçlar dün akşam tamamlandı. Genel anlamda güzel futbolun oynandığı bir turnuva oluyor. Özellikle Almanya, Hollanda ve İspanya oynadıkları futbolla bir adım öne çıkan takımlar.

Biz, turnuvaya oldukça kötü bir futbolla başladık. Bir sistemimizin olmaması, teknik direktörümüzün devamlı oyuncu ve diziliş değiştirmesi nedeni bir kimlik oluşturamadık. Portekiz karşısında özellikle ilk yarıda kademeli savunmada başarılı olmuşuz gibi gözüktü ama topu hiç kullanamadığımızdan devamlı Portekiz'e bizim yarı sahamızda oynama fırsatı verdik. İkinci yarıda da bunun bedelini ödedik. Gruptan çıkmamız için mutlaka topu kullanabilecek güçlü koşan bir orta saha oluşturmamız lazım. Ayhan ve Mehmet Topal'ın düşünülmesi gerekiyor.

Beni hayal kırıklığına uğratan takımlardan biri Rusya. Özellikle Hiddink faktörü ile başarılı olabileceklerini düşünüyordum ama İspanya'nın bol paslı, hızlı atağa çıkan ve çok iyi iki forvetle tamamlanan yapısı karşısında özellikle ikinci yarıda dağıldılar.

En beklemediğim performans ise Avusturya'dan geldi. Turnuvanın en zayıf takımı olarak gösteriliyordular. Ama Hırvatistan karşısından özellikle ikinci yarı çok iyi oynadılar. Etkili kanat varvasyonları ,bulunan pozisyonlar Avusturya'nın bu grupta kolay lokma olmayacağını gösterdi. Polonya'yı zorlayabileceklerini düşünüyorum.

Ölüm grubunda ise Fransa'nın Romanya karşısında oynadığı futbol çok kötüydü. Fransızların Hollanda karşısında etkili savunmaları ile İtalya'nın durumuna düşeceklerini sanmıyorum. Lakin hücum varvasyonlarını geliştirmezlerse bu sistemle çok zor pozisyon bulurlar. Domenech'in özellikle Zidane'ın da yokluğunda biraz değişik birşeyler denemesi gerekiyor.

8 Haziran 2008 Pazar

Rafael Nadal - 2008 Roland Garros

Rafael Nadal Roland Garros finalinde Roger Federer'i sadece 4 oyun vererek 3-0 yendi. Son dönemlerde izlediğim en dominant tenis performansını ortaya koydu. Öyle ki Federer maça hiçbir şekilde giremedi bile. Federer bu sene eski performansından biraz uzak ve bu maç için son derece vurdumduymaz olsa da Nadal'ın bu sene Roland Garros'da sergilediği performans tek kelimeyle müthiş. Cokoviç ve Federer ile oynamasına rağmen hiç set vermeden şampiyon oldu.

Bu aynı zamanda Rafa'nın Roland Garros'da üstüste dördüncü şampiyonluğu. Modern zamanlarda bu turnuvayı Bjorn Borg'dan sonra en çok kazanan tenisçi oldu. Borg'un dördü üstüste olmak üzere 6 şampiyonluğu var.

Bu sene Wimblodon'da Nadal-Cokoviç-Federer kapışması ilginç olacak. Federer bu sene iki grand slam turnuvasını da kaybetti. Böylesine kötü başladığı bir senede Wimblodon'u üstüste altıncı kez kazanmak isteyecektir. Tenisseverler için bu sene Wimblodon daha bir beklenesi hale geldi.