12 Eylül 2011 Pazartesi
The Mysterious Affair At Styles
İlk gençliğimde çok severek okuduğum Agatha Christie'nin kitaplarının orjinallerini okumaya karar verdim.
Okuma listesi olarak da yayınlanma tarihini göre Hercule Poirot'nun kahramanı olduğu kitapları seçtim. Dolayısı ile de Christie'nin 1920 yılında yayınlanan ilk kitabı The Mystrious Affair in Styles ile başladım. Bu kitap aynı zamanda Poirot ile arkadaşı Hastings'in beraber ilk maceralarını anlatır. İngiltere kırsalında Styles köşkünde geçen roman Christie'nin daha ilk romanından ortaya koyduğu özellikler ile ilginçtir. Hercule Poirot, Scherlock Holmes'den etkilenmeler taşısa da oldukça özgün ve polisiye edebiyatına yön verecek bir karakterdir. Christie'nin sonraki romanlarında da bolca kullanacağı leydiler, beyler, İngiltere taşra yaşamı özellikleri, zekice tasarlanmış cinayetler bu kitapla beraber ortaya çıkmaya başlamışlardır.
Kitap bence oldukça başarılı. Entrikasını çok iyi kurulmuş. Poirot'un çözüme ulaşırken izlediği zekice yol zamanı için hayranlık uyandırıcı şekilde tasarlanmış.
30 Ocak 2011 Pazar
Beşiktaş ve Schuster

Ben Beşiktaş'lıyım. Beşiktaş'lı olup bugünlerde takımımız hakkında yorum yapmadan durabilmek imkansız. Hem Schuster hem de biliçli olarak futbol izlemeye başladığım 1980'lerin ortalarından beri kurulmuş en heyecan verici Beşiktaş takımlarından biri hakkında bir şeyler karalayayım.
Herhalde hiçbir Beşiktaş teknik direktörü Schuster kadar taraftarı ikiye bölmemişti daha önce. Haksız da sayılmazlar,çok kafa karıştırıcı bir sezon geçiriyor Beşiktaş. Schuster'i olumlu-olumsuz listesi yaparak analiz edecek olursak;
Olumlu:
- Beşiktaş'ın uzun zamandır hiçbir Türk takımının yapmadığı kadar oyunu rakip yarı sahada oynamaya çalışması. Topun kaybedildiği yerde uygulanmaya çalışılan pres, defansın ileride basarak takımın boyunu kısaltması. Galatasaray'ın UEFA şampiyonluğunu kazanan takımından beri bu topraklarda uygulanmaya çalışılan en özgün sistem. Tabii takım henüz yolun çok başında.
- Quaresma'dan verim alma konusunda çok başarılı olması
- Basın karşısında sözünü esirgememesi
- Gençlere şans tanıması. Necip'in Cenk'in oynamaya başlamaları, İsmail'in son dönemde artan formu
- Avrupa'da oynanılan oyun ve tarihte ilk defa gruplardan çıkılması
Olumsuz:
- Oyuna müdahale konusunda son IBB maçı da gösterdi ki başarılı değil. A planı zora girdiğinde hızlı bir şekilde B planına geçebildiğimiz maç hatırlamıyorum bu sene. İlk golü yediğimiz maçlarda galibiyetimizin olmaması da bunun bir sonucu bence.
- Yaşlı oyunculardan kurulu bir takımız ve Schuster rotasyonu maalesef iyi yapamıyor. İlk yarıda Ernst'in, ikinci yarıda Guti'nin, Aurelio'nun üzerine çok fazla yük bindi. İlk geldiği dönemler bu rotasyon konusunda daha iyiydik. Umarım saçma sapan rotasyon eleştirileri Schuster'i kötü etkilememiştir.
- Guti ve Aurelio ile sadece 2 orta saha oynamak bu oyuncular diri iken ve önde basma ile güzel futbolun bir ön adımı. Yalnız bir problem var, bu adamlar 35 yaşında. Dolayısı ile rotasyon ile dinlendirme ve zaman zaman daha dirençli bir orta saha oynamak şart. Necip,Ernst,Fernandes ile hem dirençli orta saha işi, hem de ileride basarak oyunu rakip yarı sahada oynamak başarılabilir. Guti aklı ile diri olduğu zaman yapabildiklerinin sınırı olmayan bir adam.
Görüldüğü gibi kafa karıştırmaya oldukça müsait bir tablo. Takımın oyununu seyretmek çok büyük keyif, oyuncularında bu oyunu oynamaktan keyif aldıkları ortada. Ama bu durumun sürmesi için kazanmaya devam etmenin yollarını bulmak gerekli. Schuster'i ve Beşiktaş'ı izlemeye devam.
Novak Cokoviç - 2011 Avustralya Açık

2008 yılından beri yazmamışım bu bloga. Tekrar bir şeyler yazmaya niyetleniyordum bir süredir. Eski yazdıklarıma şöyle bir bakarken Novak Cokoviç'in 2008'de Avustralya'da ilk Grand Slam şampiyonluğunu kazanması üzerine yazdıklarımı okudum. Sırp tenisçi o tarihten sonraki ilk şampiyonluğunu 3 yıl sonra yine bir Avustralya Açık'ta kazanınca başlamak için aradığım konuyu buldum.
Cokoviç ilk şampiyonluğunu kazandığında 20 yaşında genç bir tenisçiydi. Bugün 23 yaşında. Semih Şentürk esprisi yaparsak hala genç diyebiliriz! 2008-2011 arasında hep belli bir seviyede tenis oynamasına (aradaki 11 grand slam da çeyrek final göremediği turnuva sayısı sadece 2) karşın Nadal-Federer seviyesine ulaşamamıştı. Ama bu turnuvada sadece 2 maçını seyredebilmeme rağmen eski seyrettiğim maçlarına göre çok iyiydi. Federer'in eski dominantlığından çok uzak olduğunu, Nadal'ın ise çok sık sakatlandığını göz önüne alırsak Cokoviç için gelecek daha da parlak olabilir.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
