Gruplarda ilk maçlar dün akşam tamamlandı. Genel anlamda güzel futbolun oynandığı bir turnuva oluyor. Özellikle Almanya, Hollanda ve İspanya oynadıkları futbolla bir adım öne çıkan takımlar.
Biz, turnuvaya oldukça kötü bir futbolla başladık. Bir sistemimizin olmaması, teknik direktörümüzün devamlı oyuncu ve diziliş değiştirmesi nedeni bir kimlik oluşturamadık. Portekiz karşısında özellikle ilk yarıda kademeli savunmada başarılı olmuşuz gibi gözüktü ama topu hiç kullanamadığımızdan devamlı Portekiz'e bizim yarı sahamızda oynama fırsatı verdik. İkinci yarıda da bunun bedelini ödedik. Gruptan çıkmamız için mutlaka topu kullanabilecek güçlü koşan bir orta saha oluşturmamız lazım. Ayhan ve Mehmet Topal'ın düşünülmesi gerekiyor.
Beni hayal kırıklığına uğratan takımlardan biri Rusya. Özellikle Hiddink faktörü ile başarılı olabileceklerini düşünüyordum ama İspanya'nın bol paslı, hızlı atağa çıkan ve çok iyi iki forvetle tamamlanan yapısı karşısında özellikle ikinci yarıda dağıldılar.
En beklemediğim performans ise Avusturya'dan geldi. Turnuvanın en zayıf takımı olarak gösteriliyordular. Ama Hırvatistan karşısından özellikle ikinci yarı çok iyi oynadılar. Etkili kanat varvasyonları ,bulunan pozisyonlar Avusturya'nın bu grupta kolay lokma olmayacağını gösterdi. Polonya'yı zorlayabileceklerini düşünüyorum.
Ölüm grubunda ise Fransa'nın Romanya karşısında oynadığı futbol çok kötüydü. Fransızların Hollanda karşısında etkili savunmaları ile İtalya'nın durumuna düşeceklerini sanmıyorum. Lakin hücum varvasyonlarını geliştirmezlerse bu sistemle çok zor pozisyon bulurlar. Domenech'in özellikle Zidane'ın da yokluğunda biraz değişik birşeyler denemesi gerekiyor.
11 Haziran 2008 Çarşamba
8 Haziran 2008 Pazar
Rafael Nadal - 2008 Roland Garros
Rafael Nadal Roland Garros finalinde Roger Federer'i sadece 4 oyun vererek 3-0 yendi. Son dönemlerde izlediğim en dominant tenis performansını ortaya koydu. Öyle ki Federer maça hiçbir şekilde giremedi bile. Federer bu sene eski performansından biraz uzak ve bu maç için son derece vurdumduymaz olsa da Nadal'ın bu sene Roland Garros'da sergilediği performans tek kelimeyle müthiş. Cokoviç ve Federer ile oynamasına rağmen hiç set vermeden şampiyon oldu.Bu aynı zamanda Rafa'nın Roland Garros'da üstüste dördüncü şampiyonluğu. Modern zamanlarda bu turnuvayı Bjorn Borg'dan sonra en çok kazanan tenisçi oldu. Borg'un dördü üstüste olmak üzere 6 şampiyonluğu var.
Bu sene Wimblodon'da Nadal-Cokoviç-Federer kapışması ilginç olacak. Federer bu sene iki grand slam turnuvasını da kaybetti. Böylesine kötü başladığı bir senede Wimblodon'u üstüste altıncı kez kazanmak isteyecektir. Tenisseverler için bu sene Wimblodon daha bir beklenesi hale geldi.
El Orfanato (2007)
Yönetmen: Juan Antonio BayonaGörüntü Yönetmeni: Óscar Faura
Senaryo: Sergio G. Sánchez
Müzik: Fernando Velázquez
Oyuncular: Belén Rueda, Fernando Cayo, Roger Príncep
Not: 7/10
İspanyol sineması, bence Kore sineması ile birlikte geçtiğimiz 15-20 yıl içinde en iyi filmleri ve yönetmenleri çıkaran Hollywood dışı sinema. El Laberinto del Fauno yönetmeni Guillermo Del Toro'nun yapımcılığını yaptığı El Orfanato da bu sinemanın iyi örneklerinden biri.
Çocukluğu yetimhanede geçen Laura daha sonra bu yetimhaneyi alır, eşi ve çocuğu ile burada yaşamaya başlar. Ancak yetimhanenin geçmişindeki olaylar onları rahat bırakmayacaktır. Geçmişte kötü olayların geçtiği bir evin daha sonraki sakinlerine rahat vermemesi korku sinemasında çok işlenen bir klişe. Ama El Orfanato bu dezavantajın üstesinden gelerek gerçekten sağlam bir gerilim filmi olmuş. Filmde korku-gerilim tarzından beklenmeyecek şekilde klasik bir kötü karakter olmaması filmin lehine işleyen bir unsur.
Filmin sonu gerçekten iç burkan türden, uzun zamandır böylesine etkileyici bir final izlememiştim. Sadece filmin son sahnesi biraz gereksiz olmuş. Belén Rueda, Laura rolünde çok etkileyici. Oğlunu bulmak annenin isteyen duygularını neredeyse birebir seyirciye geçiriyor.
Juan Antonio Bayona ilk uzun metrajlı filmini çeken bir yönetmen olarak gerçekten başarılı. Bundan sonraki filmleri de takip etmek lazım.
7 Haziran 2008 Cumartesi
Ana İvanoviç - 2008 Roland Garros
Ana İvanoviç, Dinara Safina'yı rahat bir maçtan sonra 2-0 yenerek kariyerinin ilk grand slam şampiyonluğunu Roland Garros'da kazandı. Kendisi aynı zamanda Grand Slam kazanan ilk Sırp kadın tenisçi olmuş. Justine Henin'in tenisi bırakması, Mariya Şarapova'nın da Dinara Safina'ya yenilmesi ile dünya sıralamasının yeni 1 numarası olmuştu.
EURO 2008

Çift yılların en büyük eğlencelerinden biri de futbolun yaz turnuvalarıdır benim için. İster Dünya Kupası, ister Avrupa Şampiyonası olsun 1 ay süreyle insan futbola doyuyor. EURO 2008 az sonra İsviçre-Çek Cumhuriyeti maçı ile başlıyor ve ben de heyecanla tv karşısına kurulmayı bekliyorum.
Biz de EURO 2004 ve WC 2006 'da ara verdikten sonra tekrar bu platfomdayız. İlk maçımız bu gece Portekiz ve Cristiano Ronaldo'ya karşı. Grupta şansımızın zayıf olduğunu düşünüyorum ama futbol bu, oyunun büyüsü her zaman sürprizlerle dolu olmasında.
Çeyrek final adaylarım; Portekiz-Çek Cumhuriyeti-Almanya-Hırvatistan-Fransa-İtalya-İspanya ve Rusya. Grup maçları bitiminde kontrol etmek lazım bu listede kaçta kaç tutturacağımı.
6 Haziran 2008 Cuma
NBA 2008 Final - Boston Celtics vs. Los Angeles Lakers

Çocukluk ve ilk gençlik dönemini 80'lerin sonunda yaşayan benim kuşağım NBA'i Murat Murathanoğlu'nun TRT'de anlattığı Lakers-Celtics maçları ile tanıdı. Magic Johnson ve showtime Lakers'ı , Larry Bird ve arkadaşlarının Celtics'ine karşı izlemek NBA'i bizim gözümüzde büyülü bir yer yapmıştı.
İki takım 20 yıl aradan sonra tekrar NBA finallerinde. En sevdiğim oyunculardan biri olan Paul Pierce'ı burada günümüzün en büyük NBA efsanesi Kobe Bryant'a karşı izlemek de çok güzel olacak.
İlk maç bu sabaha karşı oynandı ve Celtics iyi savunması ile kazanarak 1-0 öne geçti. Seriyi Boston'nun NBA'in bence en iyi hücum eden takımına karşı ne ölçüde savunma yapabileceği
belirleyecek. Ev sahibi avantajı ile Boston'u biraz daha şanslı görüyorum.Ama Kobe Bryant'ın olduğu takım her an herşeyi yapabilme kapasitesine sahip bir takımdır.
1 Nisan 2008 Salı
Şampiyonlar Ligi 2008 Çeyrek Final Maçları
Roma-Manchester United
Roma bu sezonun benim için en başarılı takımlarından biri. Diğer büyük takımlara göre vasat sayılabilecek kadroları ile hem Serie A'da hem de Şampiyonlar Ligi'nde oldukça başarılılar. Luciano Spalletti modern futbolun gereklerini yerine getirebilen sistem ve oyuncularla nasıl başarılı olunacağının canlı bir kanıtı. Ama bu turda en büyük şanssızlıkları karşılarında Manchester United'ı bulmaları. Manchester bu senenin bence en iyi takımı ve Şampiyonlar Ligi'nin de 1 numaralı favorisi. Özellikle son haftalarda form durumları yükseldikçe mükemmel bir top oynuyorlar. Cristiano Ronaldo eskiden olduğu şımarık,yetenekli topçudan dünyanın en iyi oyuncusuna dönüştü. Sahada inanılmaz şeyler yapıyor. Sir Alex Ferguson yeni bir rüya takım yaratmak üzere. İlk maçta Totti'nin olmamasına rağmen Roma beraberlik koparabilir ama Manchester United bu turun favorisi.
Schalke-Barcelona
Barcelona bu sezon inanılmaz güçlü kadrosuna rağmen tam bir hayal kırıklığı. La Liga'da şampiyonluk hedeflerinden uzaklaşmak üzereler. Şampiyonlar Ligi'nde ise şanslı bir kura ile Schalke ile oynayacaklar. Diğer büyük favoriler karşısında kadrolarındaki sakatlar ve bu form durumları pek şansları olmazdı. Schalke bu sene çok fazla seyredemediğim bir takım ama Barcelona ne kadar kötü olursa olsun, Porto önünde seyrettiğim Schalke'nin bu turu atlayabileceğini zannetmiyorum. Kalecileri Neuer'i Porto önünde çok beğenmiştim ,Barca karşısında da izlemek lazım. Favorim Barcelona.
Arsenal-Liverpool
Arsenal genç kadrosu ile bu sene gerçekten çok güzel işler yaptı. Ne kadar yaşlı ve yorgun bir kadroya sahip olsalar da Milan'ı elemek önemli bir başarı. Hleb-Fabregas-Flamini ve sağlıklı olduğunda bunlara eklenecek Rosicky orta sahasını yaratan Arsene Wenger'e hayranlığım gittikçe artıyor. Bu eşleşme aslında bir açıdan da iki büyük hocanın mücadelesi olacak. Rafa Benitez Şampiyonlar Ligi'nde kendini ispat etmiş bir teknik direktör ve takım üzerindeki etkisi çok büyük. Liverpool bu aşamalarda çok tecrübeli ve Gerrard-Torres gibi muhteşem bir ikilisi var. Gönlüm Arsenal dese de Liverpool daha iyi yaptığı takım savunması ile bu turu geçecek gibi geliyor bana.
Fenerbahçe-Chelsea
Fenerbahçe buraya gelene kadar bu ligde çok üst düzey top oynadı ve bunu sonuca da yansıttı. Özellikle Sevilla maçlarında sergilenen mental dayanıklılık çok etkileyiciydi. Chelsea çok iyi bir kadroya sahip, zayıf bölgleri neredeyse yok. Ama oynadıkları futbol bu kadronun potansiyelinin çok altında. Avram Grant, Maurinho sonrası sonuç olarak başarılı olsa da Chelsea'nin oyun kalitesinde gerileme var. Son zamanlarda seyrettiğim maçlarda duran toplardan kolay gol yiyorlar. Bu da Fenerbahçe için avantaj. Drogba belki de günümüzün en etkili ve en yırtıcı forveti. Fenerbahçe onu durdurabildiği ölçüde tura ortak olacaktır. Chelsea çok zorlanacaktır ama oyuncu kalitesi ve tecrübeleri ile bence tura daha yakın.
Roma bu sezonun benim için en başarılı takımlarından biri. Diğer büyük takımlara göre vasat sayılabilecek kadroları ile hem Serie A'da hem de Şampiyonlar Ligi'nde oldukça başarılılar. Luciano Spalletti modern futbolun gereklerini yerine getirebilen sistem ve oyuncularla nasıl başarılı olunacağının canlı bir kanıtı. Ama bu turda en büyük şanssızlıkları karşılarında Manchester United'ı bulmaları. Manchester bu senenin bence en iyi takımı ve Şampiyonlar Ligi'nin de 1 numaralı favorisi. Özellikle son haftalarda form durumları yükseldikçe mükemmel bir top oynuyorlar. Cristiano Ronaldo eskiden olduğu şımarık,yetenekli topçudan dünyanın en iyi oyuncusuna dönüştü. Sahada inanılmaz şeyler yapıyor. Sir Alex Ferguson yeni bir rüya takım yaratmak üzere. İlk maçta Totti'nin olmamasına rağmen Roma beraberlik koparabilir ama Manchester United bu turun favorisi.
Schalke-Barcelona
Barcelona bu sezon inanılmaz güçlü kadrosuna rağmen tam bir hayal kırıklığı. La Liga'da şampiyonluk hedeflerinden uzaklaşmak üzereler. Şampiyonlar Ligi'nde ise şanslı bir kura ile Schalke ile oynayacaklar. Diğer büyük favoriler karşısında kadrolarındaki sakatlar ve bu form durumları pek şansları olmazdı. Schalke bu sene çok fazla seyredemediğim bir takım ama Barcelona ne kadar kötü olursa olsun, Porto önünde seyrettiğim Schalke'nin bu turu atlayabileceğini zannetmiyorum. Kalecileri Neuer'i Porto önünde çok beğenmiştim ,Barca karşısında da izlemek lazım. Favorim Barcelona.
Arsenal-Liverpool
Arsenal genç kadrosu ile bu sene gerçekten çok güzel işler yaptı. Ne kadar yaşlı ve yorgun bir kadroya sahip olsalar da Milan'ı elemek önemli bir başarı. Hleb-Fabregas-Flamini ve sağlıklı olduğunda bunlara eklenecek Rosicky orta sahasını yaratan Arsene Wenger'e hayranlığım gittikçe artıyor. Bu eşleşme aslında bir açıdan da iki büyük hocanın mücadelesi olacak. Rafa Benitez Şampiyonlar Ligi'nde kendini ispat etmiş bir teknik direktör ve takım üzerindeki etkisi çok büyük. Liverpool bu aşamalarda çok tecrübeli ve Gerrard-Torres gibi muhteşem bir ikilisi var. Gönlüm Arsenal dese de Liverpool daha iyi yaptığı takım savunması ile bu turu geçecek gibi geliyor bana.
Fenerbahçe-Chelsea
Fenerbahçe buraya gelene kadar bu ligde çok üst düzey top oynadı ve bunu sonuca da yansıttı. Özellikle Sevilla maçlarında sergilenen mental dayanıklılık çok etkileyiciydi. Chelsea çok iyi bir kadroya sahip, zayıf bölgleri neredeyse yok. Ama oynadıkları futbol bu kadronun potansiyelinin çok altında. Avram Grant, Maurinho sonrası sonuç olarak başarılı olsa da Chelsea'nin oyun kalitesinde gerileme var. Son zamanlarda seyrettiğim maçlarda duran toplardan kolay gol yiyorlar. Bu da Fenerbahçe için avantaj. Drogba belki de günümüzün en etkili ve en yırtıcı forveti. Fenerbahçe onu durdurabildiği ölçüde tura ortak olacaktır. Chelsea çok zorlanacaktır ama oyuncu kalitesi ve tecrübeleri ile bence tura daha yakın.
14 Mart 2008 Cuma
Şampiyonlar Ligi Kura Tahminleri
Eşleşme analizlerimi de kuralardan sonra yapacağım.
Fenerbahçe-Arsenal
Barcelona-Liverpool
Roma-Schalke 04
Manchester United-Chelsea
Fenerbahçe-Arsenal
Barcelona-Liverpool
Roma-Schalke 04
Manchester United-Chelsea
25 Şubat 2008 Pazartesi
Oscar Ödülleri - 2008 - Kazananlar

2008 Oscar ödülleri bu sabaha karşı yapılan törenle sahiplerini buldu. İş nedeni ile gece kalkıp töreni izleyemedim, bu gece tekrarını seyredeceğim.
Benim için en büyük sürpriz Akademi'nin ödül vereceğini hiç tahmin etmediğim, çok başarılı Fransız oyuncu Marion Cotillard'ın Edith Piaf'ı canlandırdığı rol ile en iyi kadın oyuncu ödülünü alması oldu.
Dün gece tahminlerimi burada yapmıştım. 20 tahminimden 12'sinde kazananları bilmişim. Çok süper olmasa da idare eder diye düşünüyorum. Kazananların listesi aşağıda, doğru tahmin yaptıklarımı koyu olarak işaretledim.
En İyi Film : No Country for Old Men
En İyi Yönetmen : Joel Coen, Ethan Coen - No Country for Old Men
En İyi Erkek Oyuncu : Daniel-Day Lewis - There Will Be Blood
En İyi Kadın Oyuncu : Marion Cotillard - La Môme
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu : Javier Bardem - No Country for Old Men
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu : Tilda Swinton - Michael Clayton
En İyi Orjinal Senaryo : Diablo Cody - Juno
En İyi Uyarlama Senaryo : Joel Coen, Ethan Coen - No Country for Old Men
En İyi Görüntü Yönetmeni : Robert Elswit - There Will Be Blood
En İyi Kurgu : Christopher Rouse - The Bourne Ultimatum
En İyi Sanat Yönetmeni : Dante Ferretti, Francesca Lo Schiavo - Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street
En İyi Kostüm Tasarımı : Alexandra Byrne - Elizabeth: The Golden Age
En İyi Makyaj : Didier Lavergne, Jan Archibald - La Môme
En İyi Film Müziği : Dario Marianelli - Atonement
En İyi Şarkı : Glen Hansard, Markéta Irglová (Falling Slowly) - Once
En İyi Ses : Scott Millan, David Parker, Kirk Francis - The Bourne Ultimatum
En İyi Ses Kurgu : Karen M. Baker, Per Hallberg - The Bourne Ultimatum
En İyi Görsel Efekt : Michael L. Fink, Bill Westenhofer, Ben Morris, Trevor Wood - The Golden Compass
En İyi Animasyon : Brad Bird - Ratatouille
En İyi Yabancı Film : Die Fälscher - Austria
24 Şubat 2008 Pazar
Oscar Ödülleri - 2008
2008 yılının Oscar ödülleri bu gece sahiplerini bulacak. Oscar'lara sinemasal anlamda çok fazla değer vermesem de ödül törenini izlemeyi severim. Ödül yarışında adı geçen filmler ise genellikle belli bir düzeyi tutturmuş izlemeye değer filmler oluyorlar. O yıl içinde Amerikan sinemasının ürettiği binlerce filmden hangilerinin söz edilmeye değer oldukları konusunda insana fikir veriyor Oscar ödülleri. Özellikle bu sene hayranı olduğum Coen biraderlerin ve Paul Thomas Anderson'un filmlerinin de ciddi adaylar olması Oscar'ları daha bir merakla beklememe yol açıyor.
Kimin ödül alacağı konusunda kendi tahminlerimi yapmak istiyorum. Bakalım kaçta kaç tutturacağım.
En İyi Film : No Country for Old Men
En İyi Yönetmen : Joel Coen, Ethan Coen - No Country for Old Men
En İyi Erkek Oyuncu : Daniel-Day Lewis - There Will Be Blood
En İyi Kadın Oyuncu : Julie Christie - Away From Her
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu : Javier Bardem - No Country for Old Men
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu : Cate Blanchett - I'm Not There
En İyi Orjinal Senaryo : Diablo Cody - Juno
En İyi Uyarlama Senaryo : Joel Coen, Ethan Coen - No Country for Old Men
En İyi Görüntü Yönetmeni : Robert Elswit - There Will Be Blood
En İyi Kurgu : Christopher Rouse - The Bourne Ultimatum
En İyi Sanat Yönetmeni : Dante Ferretti, Francesca Lo Schiavo - Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street
En İyi Kostüm Tasarımı : Alexandra Byrne - Elizabeth: The Golden Age
En İyi Makyaj : Ve Neill, Martin Samuel - Pirates of the Caribbean: At World's
EndEn İyi Film Müziği : Dario Marianelli - Atonement
En İyi Şarkı : Alan Menken, Stephen Schwartz (So Close) - Enchanted
En İyi Ses : Paul Massey, David Giammarco, Jim Stuebe - 3:10 to Yuma
En İyi Ses Kurgu : Randy Thom, Michael Silvers - Ratatouille
En İyi Görsel Efekt : Scott Farrar, Scott Benza, Russell Earl, John Frazier - Transformers
En İyi Animasyon : Brad Bird - Ratatouille
En İyi Yabancı Film : 12 - Russia
Kimin ödül alacağı konusunda kendi tahminlerimi yapmak istiyorum. Bakalım kaçta kaç tutturacağım.
En İyi Film : No Country for Old Men
En İyi Yönetmen : Joel Coen, Ethan Coen - No Country for Old Men
En İyi Erkek Oyuncu : Daniel-Day Lewis - There Will Be Blood
En İyi Kadın Oyuncu : Julie Christie - Away From Her
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu : Javier Bardem - No Country for Old Men
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu : Cate Blanchett - I'm Not There
En İyi Orjinal Senaryo : Diablo Cody - Juno
En İyi Uyarlama Senaryo : Joel Coen, Ethan Coen - No Country for Old Men
En İyi Görüntü Yönetmeni : Robert Elswit - There Will Be Blood
En İyi Kurgu : Christopher Rouse - The Bourne Ultimatum
En İyi Sanat Yönetmeni : Dante Ferretti, Francesca Lo Schiavo - Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street
En İyi Kostüm Tasarımı : Alexandra Byrne - Elizabeth: The Golden Age
En İyi Makyaj : Ve Neill, Martin Samuel - Pirates of the Caribbean: At World's
EndEn İyi Film Müziği : Dario Marianelli - Atonement
En İyi Şarkı : Alan Menken, Stephen Schwartz (So Close) - Enchanted
En İyi Ses : Paul Massey, David Giammarco, Jim Stuebe - 3:10 to Yuma
En İyi Ses Kurgu : Randy Thom, Michael Silvers - Ratatouille
En İyi Görsel Efekt : Scott Farrar, Scott Benza, Russell Earl, John Frazier - Transformers
En İyi Animasyon : Brad Bird - Ratatouille
En İyi Yabancı Film : 12 - Russia
4 Şubat 2008 Pazartesi
Serdar Akinan
Serdar Akinan'ın yazılarını bir süredir Akşam gazetesinde takip ediyorum. Çok güzel ve olaylara farklı açılardan bakabilen yazılar yazıyor. Engin Ardıç ile birlikte Akşam'ı takip etme nedenlerimden birisi oldu. Bugün o kadar güzel bir yazı yazmış ki herkes türban olayının görünen yüzüne kapılmış giderken olaylara dışardan bakmaya çalışanlar için birebir. Tayyip Erdoğan'ın ve AKP'nin iktidarlarının altıncı yılında daha önce hiçbir şey yapmadıkları türban konusunda neden bu kadar agresifleştikleri konusunda benim de katıldığım yazısını buradan okuyabilirsiniz.
3 Şubat 2008 Pazar
Pau Gasol Lakers'ta
L.A. Lakers , Shaquille O'Neal gittiğinden beri taraftarları ve Kobe Bryant tarafından özlemle beklenen takas hamlesini yaparak Pau Gasol'u kadrosuna kattı. Sadece Kwame Brown, Javaris Crittenton ve 2 adet draft hakkı karşılığında gerçekleşen bu takası duyduğumda oldukça şaşırdım. NBA'de özellikle istediği hedeflere ulaşamayan ve yeniden yapılanmak isteyen takımların yıldızlarını değerlerinin oldukça altında takas etmeleri görünmeyen birşey değil ama Lakers G.M.'i Mitch Kupchak'ın böyle bir işi başarabileceğini hiç aklıma getirmemiştim.Gasol, sırtı dönük oyunu ve giderek gelişen savunması ile Lakers pota altına büyük güç getirecektir. Özellikle Andrew Bynum sakatlıktan döndükten sonra muazzam bir blok tehdidi oluşturacaklar. NBA'in bence şu andaki en iyi oyuncusu olan Kobe Bryant, Lamar Odom, Bynum, Gasol ve yedek bankındaki iyi oyuncular ile Lakers yıllar sonra tekrar ciddi bir şampiyonluk adayı. Özellikle Lakers'ı iki senedir playofflardan eleyen Phoenix Suns'ın başı ciddi anlamda dertte gibi.
Boston Celtics'in de bu sene doğu konferansının en ciddi final adayı olması ile , L.A. Lakers - Boston Celtics finali ihtimali bile çocukluklarını 80'lerde geçirmiş ve NBA'i Magic Johnson - Larry Bird rekabeti ile tanımış benim kuşağımı heyecanlandırmak için yeterli.
27 Ocak 2008 Pazar
Blood and Chocolate (2007)
Yönetmen: Katja von GarnierGörüntü Yönetmeni: Brendan Galvin
Senaryo: Ehren Kruger,Christopher Landon
Müzik: Reinhold Heil,Johnny Klimek
Oyuncular:Agnes Bruckner,Hugh Dancy,Oliver Martinez
Not: 4/10
Dün gece televizyonda vakit geçirmek için izleyecek birşeyler ararken Digitürk'te bu filme rastladım. Kurt adam ve vampir filmlerine olan merakım nedeniyle izleyeyim dedim ama pişman oldum. Karşıma o kadar klişe bir film çıktı ki. Bizim Yeşilçam'ımızın zengin kız-fakir oğlan imkansız aşkını kurt kız-insan adam şeklinde izliyormuş gibi hissettim kendimi. Kurt adam felsefesi arka fonda sos niyetine kullanılmış ama hikayeye hiçbir katkısı yok. Aksiyonu, gerilimi olmayan bir kurt adam filmi çekmiş yönetmen. Oyunculuklar da çok kötü. Underwold yapımcılarından denilerek reklamı yapılmış ama Underworld bunun yanında başyapıt gibi kalıyor. Tek güzel bulduğum yönü kurda dönüşme sahnelerinin kötü efektlere rağmen fikir olarak hoş olması.
Novak Cokoviç - 2008 Avustralya Açık
Novak Cokoviç kariyerinin ilk grand slam şampiyonluğunu Avustralya Açık 2008'de kazandı. Roger Federer'i izleyemediğim maçta 3-0 yendikten sonra finalde turnuvanın en büyük sürprizi olan Jo-Wilfried Tsonga'yı 3-1 yendi. Çok keyifli, gerçekten güzel hareketlerin olduğu bir maçtı. Cokoviç çok daha teknik ve komple bir tenisçi olarak hak edilmiş bir galibiyet aldı. Tsonga çok güçlü servislere ve etkili forehand vuruşlara sahip ama Cokoviç, Federer gibi isimleri yenmek için tenisini biraz daha geliştirmeli. Bu potansiyele fazlasıyla sahip. İlerideki turnuvaları daha bir merakla bekliyorum. Özellikle Cokoviç - Federer rekabeti çok keyifli olmaya aday.Bir de not olarak Cokoviç'e ne kadar gıcık bir aileye sahipmişsin be kardeş demek istiyorum :)
Atonement (2007)
Yönetmen: Joe WrightGörüntü Yönetmeni: Seamus McGarvey
Senaryo: Christopher Hampton
Müzik: Dario Marianelli
Oyuncular:James McAvoy,Keira Knightley,Saoirse Ronan,Romola Garai,Vanessa Redgrave
Not: 7/10
Bu sene iş yoğunluğundan dolayı sinemayı eskisi kadar yakından takip edemedim. Özellikle Oscar mevsimi yaklaştıkça vizyona giren ödül adayı filmlerin hemen hemen hiçbirini izlemedim denilebilir.
Altın Küre'yi kazananlar açıklandı,BAFTA-Oscar ve sinema derneklerinin adayları da belli oldu. Her sene olduğu gibi belli filmler öne çıkmış durumda. Bunlardan biri de Altın Küre'de drama dalında en iyi film seçilip Oscar'larda da en iyi film adaylarından biri olan Atonement.
Atonement, Ian McEwan'ın romanından Christopher Hampton tarafından uyarlanmış. Yönetmeni ise seyretme fırsatı bulamadığım Pride and Prejudice'ın yönetmeni Joe Wright.
Film 2. Dünya Savaşı öncesi İngiliz kırsalında bir malikanede yaşanan bir günün 13 yaşındaki Briony, ablası Cecilia ve hizmetçilerinin oğlu olan sevgilisi Robbie'nin hayatlarını nasıl etkilediğini anlatıyor. Robbie, ailenin parası ile üniversitede okumaktadır. Cecilia ile birbirlerine aşıktırlar ama filmin başında duygularını henüz tam olarak birbilerine açamamışlardır. Robbie'ye platonik bir ilgi duyan Briony, ablası ve Robbie arasında yakınlaşma çabalarına tanık olur ve yanlış anlamalar başlar.En son ablası ve Robbie'yi sevişmeye çalışırlarken görünce bu yanlış anlamalar doruk noktasına ulaşır.O gece evde kendisinin doğum günü kutlaması için verilen yemek sonrası çıkan olaylarda genç adamı yapmadığı birşey ile suçlayarak herkesin hayatını değiştirecektir.
En son söyleceğimi en baştan söyleyeyim, Atonement beklediğim kadar iyi bir film değil. Ama kesinlikle izlemeye değer. Özellikle filmin insanların bütün hayatını etkileyen günü üç kişinin gözünden anlattığı ilk yarısı, çok güzel bir görüntü yönetimi ve etkileyici bir müzik ile oldukça umut verici. Filmin ikinci yarısı ise bambaşka bir havaya bürünüyor. Robbie'nin 2. Dünya Savaşı ile askere gitmesi ile Cecilia'ya duyduğu özlemi savaş sahneleriyle paralel olarak oldukça güzel anlatmış Joe Wright. Romanı okumadığım için detaylı yorum yapamıyorum ama edebiyat uyarlamalarının sinemaya aktarılmasında en zor taraf olan tasvirler ve geriye dönüşler çok başarılı kullanılmış. Teknik olarak mükemmele yakın bir iş yapılmış ama filmin en zayıf tarafı olan hikaye filmin kendisinin de çok iyi olmasını engellemiş. İlk yarıda merak unsuru ve gerçekten özel bir yönetmenlik başarısı ile nispeten ilgi uyandıran hikaye ikinci bölümde gitmiyor. Açıkçası ikinci yarının sürpriz finaline kadar olan bölümü bence çok daha kısa olabilirdi.
Oyunclara gelince James McAvoy filmin ikinci yarısının gitmemesinin sebeplerinden birisi. Robbie'nin Cecilia'ya duyduğu aşkı kendisinin oyunculuğu ile değil, yönetmenin başarısı ile hissedebildim. Keira Knightley ise her zamanki gibi başarılı. Filmin oyunculuk açısından cevherleri ise Briony'nin üç ayrı yaşını canlandıran aktrisler. Özellikle 13 yaşındaki halini oynayan Saoirse Ronan mükemmel.
26 Ocak 2008 Cumartesi
Mariya Şarapova - 2008 Avustralya Açık
25 Ocak 2008 Cuma
En İyi 10 Filmim
En sevdiğim 10 , en nefret ettiğim 5 gibi listelere bayılırım. Dergilerde, gazetelerde ne zaman böyle listeler görsem hemen merakla okurum. Keza yıl sonlarında yayınlanan yılın en iyi 10'u,en kötü 5'i gibi listeleri okumak da çok keyiflidir.
Arada ben de defter-kalem böyle listeler yaparım. Blog sahibi olmanın en güzel taraflarından biri de sanırım böyle listeleri buradan paylaşabilmek olacak.
Seyrettiğim filmler arasından seçtiğim gelmiş geçmiş en iyi 10 film listemle başlıyorum. Bu listeye girecek kadar beğendiğim başka filmler olduğunda iletiyi güncelleyeceğim.
1 - 2001:A Space Odyssey (1968) - Stanley Kubrick
2 - Persona (1966) - Ingmar Bergman
3 - Fa Yeung Nin Wa / In the Mood for Love (2000) - Wong Kar Wai
4 - Fight Club (1999) - David Fincher
5 - Sunset Blvd. (1950) - Billy Wilder
6 - Dr. Strangelove (1964) - Stanley Kubrick
7 - Vertigo (1958) - Alfred Hitchcock
8 - One Flew Over the Cuckoo's Nest (1975) - Milos Forman
9 - Mulholland Dr. (2001) - David Lynch
10- The Graduate (1967) - Mike Nichols
Arada ben de defter-kalem böyle listeler yaparım. Blog sahibi olmanın en güzel taraflarından biri de sanırım böyle listeleri buradan paylaşabilmek olacak.
Seyrettiğim filmler arasından seçtiğim gelmiş geçmiş en iyi 10 film listemle başlıyorum. Bu listeye girecek kadar beğendiğim başka filmler olduğunda iletiyi güncelleyeceğim.
1 - 2001:A Space Odyssey (1968) - Stanley Kubrick
2 - Persona (1966) - Ingmar Bergman
3 - Fa Yeung Nin Wa / In the Mood for Love (2000) - Wong Kar Wai
4 - Fight Club (1999) - David Fincher
5 - Sunset Blvd. (1950) - Billy Wilder
6 - Dr. Strangelove (1964) - Stanley Kubrick
7 - Vertigo (1958) - Alfred Hitchcock
8 - One Flew Over the Cuckoo's Nest (1975) - Milos Forman
9 - Mulholland Dr. (2001) - David Lynch
10- The Graduate (1967) - Mike Nichols
23 Ocak 2008 Çarşamba
Heath Ledger (1979-2008)


Bu sabah okuduğum bir haber beni gerçekten şok etti. Kendi kuşağının en iyi aktörlerinden biri olarak gösterilen Heath Ledger New York'taki evinde dün gece ölü bulunmuş. Ölüm nedeni olarak aşırı miktarda uyku ilacına bağlı olarak kalp krizi geçirmesi gösteriliyor.
Kendisinin bu yaz yeni Batman filmi Dark Knight'ta -fragmanından izlediğim kadarıyla inanılmaz başarılı- Joker rolünde performansını merakla bekliyordum. Her türlü ölüm acıdır ama henüz 29 yaşında Brokeback Mountain, The Brothers Grimm, A Knight Tale, The Patriot, 10 Things I Hate About You gibi filmlerde çok başarılı performanslar çıkarmış, geleceği de çok parlak görünen bir insanin ölümü daha da üzücü.
RIP Heath.
22 Ocak 2008 Salı
My Blueberry Nights (2007)
Yönetmen: Wong Kar WaiGörüntü Yönetmeni: Darius Khondji
Senaryo: Wong Kar Wai,Lawrence Block
Müzik: Shigeru Umebayashi
Oyuncular:Norah Jones,Jude Law,David Strathairn,Rachel Weisz,Natalie Portman
Not: 9/10
Wong Kar Wai en sevdiğim yönetmenlerden biridir. In the Mood for Love ise en iyi 10 filmim listesine rahatlıkla girer.
Favori görüntü yönetmeni Christopher Doyle ile kurdukları ortaklıkla sinemada izlediğim en güzel görüntülerden bazılarını armağan etmişlerdir bana. Özellikle In the Mood for Love'da müzik ve görüntüleri eşsiz bir uyumla kullanarak, bugün bile anımsadıkça yüreğimi titreten aşk hikayesini anlatan bir başyapıt yaratmıştır. Arkasından gelen 2046 de çok iyi bir film olmasına karşın In the Mood for Love'dan sonra aynı etkiyi vermiyordu.
Çinli ustanın bundaki sonraki filmi olarak açıklanan My Blueberry Nights hakkındaki haberleri uzun süredir takip ediyordum. Cannes film festivali gösterimi sonrasında da hakkında eleştirileri merakla okudum. Genel olarak film beğenilmesine karşın yönetmenin Amerika'da çektiği bu filmle köklerinden uzaklaşarak daha önceki başarılarından uzakta olduğu fikri hakimdi.
Geçtiğimiz haftalarda eşimle gidecek film seçmeye çalışırken, filmin Benim Aşk Pastam gibi oldukça saçma bulduğum bir isimle nihayet vizyona girdiğini gördük ve hemen izlemeye karar verdik.
Konusunu çok genel olarak özetleyecek olursam ; film Norah Jones'un canlandırdığı Elizabeth karakterinin uğradığı aşk ihanetinin acısından Jude Law'un cafesinde , onunla sohbet ederek kurtulmaya çalışması ile başlıyor. İkisi arasında bir yakınlaşma başlasa da Elizabeth daha önceki yaşadığı aşk acısının hemen ardından yeni bir ilişki ile yüzleşmeye hazır değildir. New York'ta yaşayan Elizabeth , Amerika içinde yolculuğa çıkarak , çeşitli yerlerde çalışarak kendisi tanımaya ve ne istediğini bulmaya çalışır. Yolculuk sırasında ise çok değişik karakterlerde insanlarla tanışacaktır.
Kar Wai bu kez kendi kültürüne ait bir hikayeyi anlatmıyor.Sinemasını sevdiğini çok kereler belirttiği Amerika'yı ve onun kültürüne ait bir hikayeyi anlatmayı deniyor. Çoğu eleştirilerde başarılı bulunmuyor ama ben filmi çok sevdim. Ustanın Chungking Express , In the Mood for Love gibi büyük başyapıtları seviyesinde değil ama onların hemen ardından gelen alçakgönüllü , anlattığı pastaların lezzetinde şeker gibi bir film. Christopher Doyle'in yerini alan bir başka büyük görüntü yönetmeni Darius Khondji'nin mavinin tonlarıyla bezenmiş nefis görüntüleri, Norah Jones'un olduğu filme yakışan çok güzel müzik çalışması filmi izlemeyi çok keyifli bir işitsel ve görsel deneyim haline getiriyor. Ana hikaye ve Elizabeth'in yolculuğu sırasında anlatılan yan hikayeler In the Mood for Love kadar vurucu değil , ama yine de ilgi çekiciler ve kendilerini merakla izlettiriyorlar.
Oyunculara gelince , Norah Jones ve Jude Law iyiler. Yan karakterlerde David Strathairn,Rachel Weisz ve Natalie Portman mükemmel oynuyorlar ve oynadıkları karakterleri unutulmaz kılıyorlar. Özellikle Natalie Portman'ın kumarbaz pokercisi mutlaka izlenmesi gereken bir karakter.
17 Ocak 2008 Perşembe
Can Kıraç

Bu akşam NTV'de Haydi Gel Bizimle Ol programının konuklarından biri de Can Kıraç'tı. Can beyi uzun zamandır ekranlarda görmemiştim. Atatürk'e ve cumhuriyetin ilk dönemlerine son zamanlarda iyice artan eleştirilerin içimi iyice kararttığı böyle bir dönemde Atatürk'ü görmüş gerçek bir cumhuriyet çocuğu olan Can Kıraç'ı dinlemek gerçekten iyi geldi. Türban konusu tartışmaları son 10 senedir olduğu gibi yine kısır döngüye girmiş olsa da bazı düşüncelerimi Can beyden de duymak güzeldi. Türban'ın dinimizin emri olduğunun ileri sürülmesinin nedenlerinden biri olarak da kadınların erkeklerin dikkatini çekmemesi,onlardan uzak durması olarak gösteriliyor çok bilmiş din ulemaları tarafından. Ama nedense türbanlı kızların çoğunluğu başlarını örtmek dışında bütün dikkatleri kendi üzerlerine çekmek için giyiniyorlar. Bu bende açıkçası bir samimiyetsizlik duygusu uyandırıyor.
Neyse bu konuları ve Can Kıraç'ın da değindiği ekonominin durumunu ileride daha geniş olarak yazarım diye düşünüyorum. Bu iletiyi yazma nedenim Can bey gibi insanların hala seslerini çıkarabilmelerinden duyduğum mutluluk hissidir. Kendisine uzun ve sıhhatli ömürler diliyorum.
İlk İleti
Web2.0 teknolojilerinin interneti kullanmamda yaratacağı farklılaşmaları açıkcası mesleğim de bilgi teknolojileri üzerine olmasına rağmen fark etmem kolay olmadı. Önce ek$i sözlüğü, sonrasında takip etmeye başladığım onlarca blogları keşfetmek çok farklı bir deneyimdi. Ve bunların hepsi insana ben de yazmalıyım duygusu veren şeyler. Ama özellikle yazma konusunda çok tembel bir adam olduğumu bildiğim için (ek$i sözlüğe yazar olup çok az yazarak da kanıtladığım gibi!) devamlı kendime ait bir blog yazmaya başlamayı erteledim.
Ama şimdi başlıyorum, bana yazma isteği veren herşey hakkında yazmayı planlıyorum. Umarım bu gerçekleştirebildiğim planlarım arasına girer.
Ama şimdi başlıyorum, bana yazma isteği veren herşey hakkında yazmayı planlıyorum. Umarım bu gerçekleştirebildiğim planlarım arasına girer.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
